Her şey iletişim halinde. Eşrefi mahlukat, hayvanlar, nebatat... Hatta belki cansız* etiketi yapıştırdığımız şeyler de bir etkileşim, iletişim halindedir. Kim bilir? Esasında bilen, bilir. Peki insanda bu iletişim becerisi nasıl gelişir veya geliştirilmelidir. Tanıdığım herkes ben de dahil bu konuda sıkıntıda. Neden iletişemiyoruz? Bir yerlerde bir şeyler olmamış. Bu iletişimsizlik halinin yerini başka şeyler doldurmakta gördüğüm kadarıyla. Bazen bağırmak, bazen ağlamak, bazen de susmak konuşmanın yerini almış. Doğru ifade kabiliyetine giden yollar sanki dünyanın en dar, en engebeli, en zorlu parkurları. Bence bir ebebeyn çocuğuna ilk önce kendini doğru ifade edebilmeyi öğretmeli. Çoğu davranış, hissiyat, alışkanlık gibi iletişimsizlik de insana ilk yıllarından miras galiba. Ne garip hayat tıpkı yüzme öğrenmek gibi. Bilinç denilen sey henüz devrede degilken, dünyadaki ilk yıllarında sana yüzmeyi öğretmek çok kolay. Ama yaş ilerleyip, bilinç çarpık düşüncelerle doldu mu... İşte o zaman...
Bir aradan sonra tekrar merhaba. Bayramda Ankara' daydım. Orada da bir iki satır da olsa bir şeyler yazmaya niyetlenmiştim aslında. Ama olmadı. İlham gelmedi diyemem. Çünkü zaten bana nadiren geliyor. Bu yazıların çoğu düşüncelerimde yıllardır var olanlarla alakalı. Yani aniden beynimde bi ışık belirip, şununla ilgili yaz demiyor bana. Sadece başlıyorum yazmaya. Tıpkı bugün yaptığım gibi. Başladım yazmaya. Ne hakkında yazacağımı, ne anlatmak istediğimi düşünmedim hiç. Sadece denizde aynı yerde, kelimeleri cümlelere bağlamak çok hoşuma gidiyor, keyif veriyor bana. Tabii ben de isterim bilinçaltımın kapıları üstündekinden kurtulsun, berraklaşsın, saf halde önce bana açılsın. Ama henüz olmadı böyle bir şey. Benim gibi her şeyde bir mana, bir mantık arayanlara kolay açılmaz da bence. Gerçi kendime haksızlık etmeyeyim. Benim anlam arayışımın cevabı somut olmasa da olur. Maneviler de tatmin eder beni. Hatta maneviler daha iyi gelir bana, öyle sanıyorum. Sabah bu satırları yazıp ara v...