Tam şu anda kalmak üzere olan bir feribotta, Üsküdar' dan Beşiktaş'ı seyrederken... Bir yük gemisi böldü bu sahneyi. Görüş alanıma girip perdeledi karşı tarafı. Ama olsun geçeceğini biliyorum. Bu nedenle sorun teşkil etmiyor. Farklı hissettirmiyor. Peki ya geçeceğini bilmediğimiz şeylerin yarattığı endişe hissi? Buna bir çözüm yok mu?
Kendi dünyamda buldum buna çözüm/ çözümler. Önce biliyorum ki her şey geçer. Hiç bir şey baki değil. En nihaye ben bile benden geçeceğim. Sonuç hiç ve esasında her şey. İlk bulduğum çözüm de bu bilgiye dayalı; geçer... Sorun ne olursa, ne kadar derin olursa olsun geçer. Değişmek zorunda çünkü her şey. Nefes aldığın sürece aslında şahit olma şansın da var demektir bu değişime. O nedenle emin olabilirsin; geçmez sandığın her şey( iyiye, güzele dair şeyler de dahil olmak üzere) geçer...
Geçer; ama önemli olan sende ne bıraktığı veya ne götürdüğü... işte bu nokta sorunun aslından çok daha ehemmiyetli aslında.. Neyse ben şu feribottan ineyim kalanını yazacağım bilahare...// 09.37
.......Özetle diyormuşum ki; geleni kabul et, bir vakit misafir et... Çünkü her şey yolcu, gitmez sandıkların aslında kalmazlardan ibaret. An önce dün verdiğim kitap siparişimin kargo teslimatı gerçekleşti. Son iki aydır aldıklarımın yanında Muhayyel isimle bir dergide geliyor. Huyumdur; karıştırdım ve ilk açtığım sayfada yazanlar bana gelsin dedim(radyoda da yaparım bunu ama çalan şarkıyı beğenmezsem bu bana değildi derim, kabul etmem:) Çıkan sayfa şöyleydi;
''NEDEN YAZIYORUZ? Rahatsız olduğum, içimi kemiren şeylerle mücadele etmenin yolunu aradım. Sebebini bilmediğim bir şeye çare olamayacağımı anlamak uzun sürmedi. Azıcık insana ve hayata kafa yorduğunuzda, çok basit adımlarla iyi olacak bir yaranın ilgisizlikle kangrene dönüştüğünü görürsünüz. Hep bir şeyleri anlamak oldu derdim. Dinlemek, dinledikçe anlatmak, anlattıkça anlamak, anladıkça yazmak, yazdıkça anlamak. Bu süreçte ise maalesef, bir şeyler yanlış ama ben/ biz yanlış değiliz, cümlesine sık sık çarptım. Bir suçlu yaratarak, işte suçlu buradadır diyerek meselelere yaklaşmak kolaycılık olduğu kadar sorumluluktan kaçmaktır da. Günah keçisi, onu ilan edene konfor getirir. Yazı ise o sancılı anlama çabanız içinde bütün konforunuzu alıp götürür. Sanırım konforsuz yaşamak için yazıyorum ben.
Gün geçtikçe daha da kirlenen bir denizin içinde temiz kalmakla övünüyoruz. Uzak kalmak, anlama gayreti içine girmemek ürkütüyor beni. Deniz kirlidir diye dilediğimiz gibi bağırabiliriz. Oysa bu denizin berraklığını götüren bir yerlerden sızıp gelen şeyleri, sızıyı evinden ayıran darbeleri bilmeden, onarmadan temizlenmek mümkün değil. O berraklığı götüren şeyin bizim olma ihtimali ise hiç aklımıza gelmiyor.
Yusuf kıssasını en güzel kıssa yapan şeyin sınanan insanı anlatması olduğunu düşünüyorum. Bir babanın, bir peygamberin, kardeşlerin, bir kadının, bir kocanın, bir yöneticinin sınanışı. Yazar ise hem yaşarken hem yazarken sınanıyor. Belki de sadece sınandığımı unutmamak için yazıyorum. Anlarsam, anlatabilirsem belki...
Romanlarımda bir meselenin etrafında dolanıyorum ve merkeze doğru yaklaşırken bazen kelimeleri, tahlilleri aşan durumlarla, sadece hissedilebilecek hallerle karşı karşıya kalıyorum. Hazerfen Ahmet ÇELEBİ' nin uçtuktan sonra kanatlarını neden parçaladığını, ........................................,................,............ tüm bu durumların içindeki derin duyguyu sadece kelimelerle ifade edemezdim. Bazen bir resim, bir fotoğraf, bir melodi bırakırsınız metinlerinize. Yalın bir duygudur bu. Kimliklerden ve tanımlamalardan ötedir. Eserlerinizin en güçlü noktası da budur aslında. Aynı şeyleri fark etmek ve hissetmek hepimizin hikayesini değerli kılıyor. Bu sebeple birbirimize yüz çeviremeyiz. Romanlarımdan umduğum iki şey beni yazmak için zinde tutuyor. Meselemi anlatmak, derdimin anlaşılması. Okuyucudan metinlerimle ilgili dönüşler geldiğinde hele de kelimelerle çizdiğim resimlerin içindeki o saklı durum, duygu ve tepki okuyucunun zihni ve kalbinden geçip bana bambaşka manalarla döndüğünde, o melodi yakalandığında, fotoğraf okunduğunda, anlama ve anlatma gayretimin karşılık bulduğunu görüyor, hafifliyor, seviniyorum.
Hayat ve insan, kainat ve yaratılış, sınanma ve zaman, kader ve keder güncelin gölgesinde kaybolmayacak kadar kıymetli. Eserlerimin ise bu kıymetlere değinmesini, sınandığımızı hatırlatmasını ve konforları bozmasını temenni ederim. Yasemin KARAHÜSEYİN/ Muhayyel.''
Bak işte bu tam bana geldi, benim içindi. Kabul ediyorum. Ve ben de gösterdiğim resimle, terennüm ettiğim melodi ile, hayaline sebep olduğum bir fotoğrafla anlaşılmak istiyorum. Kafamda belirenleri birileri fark etsin, anlasın umuyorum. Çünkü bazen bir şeyleri okuduğumda, yazanın ikliminde var oluyorum. Sanırım ben de yazdıklarımı paylaşmalıyım... Ama vakti var. Önce yazmak ile aramdaki ilişkiden emin olayım. Heves mi payidar mı?

Yorumlar
Yorum Gönder