Ana içeriğe atla

06.08.2019*

 
Tam şu anda kalmak üzere olan  bir feribotta, Üsküdar' dan Beşiktaş'ı seyrederken... Bir yük gemisi böldü bu sahneyi. Görüş alanıma girip perdeledi karşı tarafı. Ama olsun geçeceğini biliyorum. Bu nedenle sorun teşkil etmiyor. Farklı hissettirmiyor. Peki ya geçeceğini bilmediğimiz şeylerin yarattığı endişe hissi? Buna bir çözüm yok mu?
   Kendi dünyamda buldum buna çözüm/ çözümler. Önce biliyorum ki her şey geçer. Hiç bir şey baki değil. En nihaye ben bile benden geçeceğim. Sonuç hiç ve esasında her şey. İlk bulduğum çözüm de bu bilgiye dayalı; geçer... Sorun ne olursa, ne kadar derin olursa olsun geçer. Değişmek zorunda çünkü her şey. Nefes aldığın sürece aslında şahit olma şansın da var demektir bu değişime. O nedenle emin olabilirsin; geçmez sandığın her şey( iyiye, güzele dair şeyler de dahil olmak üzere) geçer...
   Geçer; ama önemli olan sende ne bıraktığı veya ne götürdüğü... işte bu nokta sorunun aslından çok daha ehemmiyetli aslında.. Neyse ben şu feribottan ineyim kalanını yazacağım bilahare...// 09.37
.......Özetle diyormuşum ki; geleni kabul et, bir vakit misafir et... Çünkü her şey yolcu, gitmez sandıkların aslında kalmazlardan ibaret. An önce dün verdiğim kitap siparişimin kargo teslimatı gerçekleşti. Son iki aydır aldıklarımın yanında Muhayyel isimle bir dergide geliyor. Huyumdur; karıştırdım ve ilk açtığım sayfada yazanlar bana gelsin dedim(radyoda da yaparım bunu ama çalan şarkıyı beğenmezsem bu bana değildi derim, kabul etmem:) Çıkan sayfa şöyleydi;

''NEDEN YAZIYORUZ? Rahatsız olduğum, içimi kemiren şeylerle mücadele etmenin yolunu aradım. Sebebini bilmediğim bir şeye çare olamayacağımı anlamak uzun sürmedi. Azıcık insana ve hayata kafa yorduğunuzda, çok basit adımlarla iyi olacak bir yaranın ilgisizlikle kangrene dönüştüğünü görürsünüz. Hep bir şeyleri anlamak oldu derdim. Dinlemek, dinledikçe anlatmak, anlattıkça anlamak, anladıkça yazmak, yazdıkça anlamak. Bu süreçte ise maalesef, bir şeyler yanlış ama ben/ biz yanlış değiliz, cümlesine sık sık çarptım. Bir suçlu yaratarak, işte suçlu buradadır diyerek meselelere yaklaşmak kolaycılık olduğu kadar sorumluluktan kaçmaktır da. Günah keçisi, onu ilan edene konfor getirir. Yazı ise o sancılı anlama çabanız içinde bütün konforunuzu alıp götürür. Sanırım konforsuz yaşamak için yazıyorum ben.
   Gün geçtikçe daha da kirlenen bir denizin içinde temiz kalmakla övünüyoruz. Uzak kalmak, anlama gayreti içine girmemek ürkütüyor beni. Deniz kirlidir diye dilediğimiz gibi bağırabiliriz. Oysa bu denizin berraklığını götüren bir yerlerden sızıp gelen şeyleri, sızıyı evinden ayıran darbeleri bilmeden, onarmadan temizlenmek mümkün değil. O berraklığı götüren şeyin bizim olma ihtimali ise hiç aklımıza gelmiyor.  
    Yusuf  kıssasını en güzel kıssa yapan şeyin sınanan insanı anlatması olduğunu düşünüyorum. Bir babanın, bir peygamberin, kardeşlerin, bir kadının, bir kocanın, bir yöneticinin sınanışı. Yazar ise hem yaşarken hem yazarken  sınanıyor. Belki de sadece sınandığımı unutmamak için yazıyorum. Anlarsam, anlatabilirsem belki... 
   Romanlarımda bir meselenin etrafında dolanıyorum ve merkeze doğru yaklaşırken bazen kelimeleri, tahlilleri aşan durumlarla, sadece hissedilebilecek hallerle karşı karşıya kalıyorum. Hazerfen Ahmet ÇELEBİ' nin uçtuktan sonra kanatlarını neden parçaladığını, ........................................,................,............ tüm bu durumların içindeki derin duyguyu sadece kelimelerle ifade edemezdim. Bazen bir resim, bir fotoğraf, bir melodi bırakırsınız metinlerinize. Yalın bir duygudur bu. Kimliklerden ve tanımlamalardan ötedir. Eserlerinizin en güçlü noktası da budur aslında. Aynı şeyleri fark etmek ve hissetmek hepimizin hikayesini değerli kılıyor. Bu sebeple birbirimize yüz çeviremeyiz. Romanlarımdan umduğum iki şey beni yazmak için zinde tutuyor. Meselemi anlatmak, derdimin anlaşılması. Okuyucudan metinlerimle ilgili dönüşler geldiğinde hele de kelimelerle çizdiğim resimlerin içindeki o saklı durum, duygu ve tepki okuyucunun zihni ve kalbinden geçip bana bambaşka manalarla döndüğünde, o melodi yakalandığında, fotoğraf okunduğunda, anlama ve anlatma gayretimin karşılık bulduğunu görüyor, hafifliyor, seviniyorum. 
   Hayat ve insan, kainat ve yaratılış, sınanma ve zaman, kader ve keder güncelin gölgesinde kaybolmayacak kadar kıymetli. Eserlerimin ise bu kıymetlere değinmesini, sınandığımızı hatırlatmasını ve konforları bozmasını temenni ederim. Yasemin KARAHÜSEYİN/ Muhayyel.''

    Bak işte bu tam bana geldi, benim içindi. Kabul ediyorum. Ve ben de gösterdiğim resimle, terennüm ettiğim melodi ile, hayaline sebep olduğum bir fotoğrafla anlaşılmak istiyorum. Kafamda belirenleri birileri fark etsin, anlasın umuyorum. Çünkü bazen bir şeyleri okuduğumda, yazanın ikliminde var oluyorum. Sanırım ben de yazdıklarımı paylaşmalıyım... Ama vakti var. Önce yazmak ile aramdaki ilişkiden emin olayım. Heves mi payidar mı?
      



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

An*sız..

       Bazen de kapılıp gidiyor işte insan. Çünkü kapılmak istiyor deli gibi. Sınırlarını yıkmak istiyor. Arşı aşacakken güya dünyadaki küçük bir çitin üzerinden atlamak istiyor. İstiyor çünkü o çit dünyadaki çoğu insan için arş gibi bir şey. Bir kere de dünyadaki birileri için önemli olmak istiyor.    Baktığımız aynı belki ama gördüklerimiz o kadar farklı ki.. Bu yüzden apayrı hayatlar olmuyor muyuz? Ademle Havva’ dan gelmişken bu yüzden bu kadar ayrı düşmüyor muyuz? Neden ayrıldık ki biz? O ilk ayrılık olmasaydı? O ilk nefse mağlup oluş hiç yaşanmasaydı… Yine insan olamaz mıydık biz? Sanırım olamazdık.. Bu irade özgürlüğü denen şey var ya.. İyi kötü arasında her gün sayısını söyleyemeyeceğim kadar olan savaş var ya.. İşte bizi Biz yapan tam da bu savaş galiba. Ben bugün neden kapılmak istiyorum Allah’ ım neden? Neden asma köprü üzerine kurduğum dengemi sarsmaya meylediyorum. Dengemi bozmayınız diye bas bas bağırırken neden köprünün iplerini kend...

08.11.2018 imiş..

        08.11.2018’ ten yazıyorum. Arka fonda YouTube’ da bir şeyler çalıyor. Pencerenin ardından ezan sesleri geliyor. Saat 1 e gelmek üzere. Ben… Ben yorgunum sanırım.. Çok yorgunum. Hep şey diyorum ya; yolda olmak da güzel bazen, sadece varmak değil mühim olan. Yok hayır ben bazı yolları sevmiyorum, hiç sevemiyorum. Direk varsam olmuyor mu? Neden yolda olmak zorundayım ki? Başka bir varış formülü yok mu istediğimiz sonlara… Ya da acaba ben biraz daha yolla hemhal mi olsam mesela? Yolda olmaktan korkmasam.Kendi kendime yarattığım çelişkileri bir kabullensem ya da yaratmasam hiç onları; fırsat vermesem ben kendime. Neden, niçin diye sorgulamasam mesela. Mesela olanı lafta değil de gerçekten kabul etsem. Olmayana da aynı şekilde razı olsam…

09.11.2018- Kesin tarih..

       09.11.2018’ ten bildirmekteyim. Dün ile bugün arasında bir 24 saatten çok daha fazla zaman farkı olabiliyor bazen. İyi ki de oluyor bu fark. Dünkü benden hiç memnun değildim ben mesela. Ama şimdi diyorum ki; bugünkü ben diyor bunu yani: değişiyor... Dünyada her şeyin hatta bence yaratılmış her şeyin müthiş bir değişme kabiliyeti var. Ama(yine bence* tabii) en zor kendi kendine ket vuran insanın hislerinin ve düşüncelerin değişmesi. Esasında akışta kalıp bir şeylerin gelmesine ve gitmesine izin verebilsek; bu değişme hallerinin önünde kendi kendimizin bir bariyeri olmasak, her şey belki de daha kolay ve daha basit olacak. Ve aslında cidden bu böyle... Kolay ve basit! Aksi mümkün değil çünkü insan denen varlık dışında evrendeki her şey mükemmel bir düzen içinde işliyor, geliyor, geçiyor görmüyor musun? Bir tek biz insanlar bir yerlerde takılıyoruz, kalıyoruz; bir yerlerden geçmek istemezken bazen bir yerlere gelmek istemiyoruz. Bazen de ne bileyim… Onu bi...