Dünkü yazıyı yazdığım noktadan bugüne merhaba. Bundan 8 hafta önce, ben ne yapıyorum bu hayatta, zamanımı niye/ ne için harcıyorum muhakemesine girmiştim, yine. Bu hale girince normalde yaptığımdan farklı şeyler deneyimlemek iyi geliyor zihnime. Bu seferinde de bir arkadaşımda misafir oldum. Sohbeti iyi gelmiştir hep. Evine gittiğimde bana çalışma masasını gösterdi. Çalışma masalarını, kitaplıkları karıştırmaya cidden bayılırımJ Masada yürüttüğü akademik çalışmalara ilişkin okumalar, dini okumalar, yabancı kelime ezberine ilişkin çalışma notları, ve güncel olarak okuduğu bir kaç kitap vardı. Bana dönüp buna Aktif Çalışma(belki başka bir şeydi adı ama şimdi böyle hatırlıyorum) deniyor dedi. Sonra açıkladı. Bir konuya odaklanıp çalışıyor ondan sıkılınca bambaşka bir alanda çalışmaya geçiyor. Yani hiç boş kalmamış, gün sonunda verimli bir çalışma süreci geçirmiş oluyor. Ona döndüm dedim ki; bu yaptığın şey inşirah suresinde yazıyor; O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.O günden sonra onun bu yaptığını, yani ayetin öğretisini hayatıma uyarladım. O yüzden yazının başında 8 hafta gibi net bir zaman dilimi verebildim. Çünkü o günden beri ben de her hafta kelime, sure ezberliyor düzenli olarak(aralarda istisnai durumlar olsa da) en az 25 dakika kitap okuyorum.
Bu haftanın ezberlenecek suresi Asr Suresi idi. Aslına bakarsanız
başladığımdan beri sırasını sabırsızlıkla beklediğim surelerden ilkiydi.
Diğerini de umarım zamanı gelince yazarım. Ah zaman! Ayetin başında zamana
yemin ediyor Allahü Teala. Ve’l Asr! Asra yemin olsun ki! (Bir başka arkadaşım
da, ayetlerde bu üzerine yemin edilen konulara çok dikkat etmek, ayrı bir önem
vermek gerek demişti vaktiyle.) Ayetin
devamı en az ilk ayeti kadar vurucu. Bu ayetle ilgili aşağıya Fatih ÇITLAK’ ın
bir yazısını bırakacağımdan sadece ilk ayet üzerine kafamdakileri dökeceğim
buraya.
Bu ayeti çalışmaya başladığım gün hep kafamı kemiren, beni
endişenlendiren bir soruma da cevap buldum galiba. Zamanın elimden fütursuzca
akıp gitmesi.Bazı şeylere geç kalmışlık hissi. Bazılarının bazı şeylere
erkenden kavuşmuş olmaları hasebiyle onlarla daha çok vakit geçirebilmelerine
duyulan imrenme… İşte bunlar kafamda dönerken aklıma Mü’ minûn Suresinin şu ayeti
geldi; (Allah inkârcılara) «Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?» diye sorar. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık.
İşte bilenlere sor." derler. Her şey sona erdiğinde hepimizin için geçerli
olacak olan bu endişelenecek bir şey de yok aslında. Zaman cidden bir illüzyon.
Allah’ ın adaleti ise bu noktada da şaşmamış. Subhanallah. Bu sabah bu
cümleleri yazmanın verdiği heyecanla belki bir arkadaşımla konuştuk bu
konuları. ( Bu yazıda geçen 3 arkadaş da farklı, acaba isimlerini yazsam mı?
Yoksa anonim olarak kalmayı mı yeğlerler? Bilemiyorum.) Eline bir kağıt aldı.
Kağıdın bir ucu doğduğun zaman, ortası dünyada geçirdiğin zaman, son noktası
ise öldüğün zaman. Doğduğun ve öldüğün zaman yani kâğıdın uçları birleşince tek
bir nokta/an oluyor. Ve bunu gösterirken şu ayeti hatırlattı bana; Güneş'i bir
aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona
duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. Yani bunlar olmasa ömrümüzü bir kül gibi yaşayacaktık belki de. Yılları,
ayları, günleri, saatleri kurcalamadan yaşanan bir hayat. Aslında böyle bir
hayat var olacak, belki de çoktan var oldu bile. İçine hapsolduğumuz kapsülden çıktığımızda
öğreneceğiz. O zamana kadar; zamanın kıymetini bilmek ve her anını manalı
yaşamak istiyorum. Çünkü diyor ki; Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler,
salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı
tavsiye edenler bunun dışındadır. Bu yazı okuyan kişide bir yere varamamış
olabilir. Çünkü bendeki hali bile hala çok karışık. Ama iyi geldi. Aşağıya da
yukarıda bir yerlerde bahsettiğim yazıyı bırakıyorum.
‘‘Yaşanan ve yaşanması beklenen bütün zaman dilimlerine yeminle
başlar bu sure. Allah Teâlâ elbette boşa yemin etmez, yahut “O (CC)” neye yemin
etmişse elbet kullarının dikkatinden kaçmamalıdır. Manasına yoğunlaşmaları ve
iyice anlamak için odaklanmaları gerekir.
“Asr”;
yüzyıla, insanın yaşadığı dünya hayatına, zamana, ikindi vaktine veya Efendimiz
(SAS) ve halifelerinin yaşadığı döneme, yani “Asr-ı Saâdet yüzyılına” işaret
etmektedir. Ama en önemlisi “Ve’l asr” yani “Asr’a yemin olsun ki!” ifadesi
“Allah Teâlâ ve O’na (CC) iman ile zamanı, hayatı anlamak” vurgusudur. “Peki bu
niye bu kadar önemli?” diye düşünürken hemen ardından ayetler sel gibi akıyor.
“Muhakkak insanoğlu ziyandadır, kayıptadır.” Daha doğrusu insan denilen varlık
zarar ve kaybetme dünyasının içinde sıkışıp kalmıştır. İşte bundan dolayı ne
kadar para, pul, mal, mülkü olsa da ziyan etmeme ihtimali yoktur.
İMAN VE
SALİH AMEL
İnsan;
kayboluş fâsid dairesinin içinde hayatını sürdürmeye çalışır. Evet, surenin
başındaki yeminle dikkat çekilmiş, insanın acı haberiyle, bu dikkat yerini
endişe ve meraka bırakmıştır artık. Fakat ayetler sel gibi akarken bizi
kurtuluşun sahiline doğru yaklaştırmaktadır.
Çünkü sure
şöyle devam eder: “Ancak iman edenler, güzel, salih amel işleyenler,
birbirlerine Hakk’ı ve sabrı tavsiye edenler bu zarardan kurtulmuşlardır.” Bu
vasıfları taşıyan insan fâsid daireden kendisini kurtarmıştır.
İman
edenler ve salih ameller işleyenler... Bunları birbirinden ayrı düşünmek
gafletle hatayı beraberinde getirir; çünkü bu surede “Şunlardan birisini
yaparsanız kurtulursunuz.” düşüncesi verilmemektedir. Komplike bir anlayışla ve
hareketle insanın kurtuluşuna dikkat çekilmektedir. Buna göre suredeki ayetleri
şöyle anlayabiliriz.
İman,
muhakkak beraberinde insanı ve toplumu bozmayacak ve gene insan ile Rabb’i
arasındaki manevi irtibatı örselemeyecek davranış ve ahlak ister. Salih
amellerin hepsi bu çerçeve içerisinde izâh edilebilir. Fakat bu yetmez, insan
tek başına bir varlık değildir ki...
Bir
kişinin imanına ve ahlakına, hatta imansızlık ve ahlaksızlığına sadece kendisi
şahit olmaz ki. Etrafındakiler de bunu görür, hiçbiri görmese de bu dünya
sahnesinde insanlığını göstermek mecburiyeti vardır. Çünkü dünya sahnesi bunun
için kuruldu. Bizler bu hayatta yaşadıklarımızla haşa Allah Teâlâ’nın bizim
hakkımızdaki bilgisini artırmıyoruz ki.
İNSAN
HAKPEREST OLMALI
Cenâb-ı
Hakk kendi bilgisini kontrol etmek için bizi bu dünyaya göndermedi. Bizim ne
yapıp ne yapmayacağımızı ve nasıl bir varlık olduğumuzu biz kendimiz anlayalım,
idrak edelim diye gönderdi. O halde insanın yaşadığı dünyada “Hakperest” olması
lazımdır.
Hakk’ı
tavsiye edecek, Hakk’ı konuşacak, Hakk’ı tutacak, haklıyı savunacak, Hakk kâim
ve dâim olsun diye gerekirse kendi nefsâni haklarından geçecek. Bana göre, sana
göre çekişmelerine girmeyecek. Hakk’tan taraf olacak ama hukuka uygun şekilde
yerini, savunmasını, işlerini velhasıl her şeyini düzenleyecek.
Hakk
adına haksızlık yapmayacak, Hakk’ın ismini kullanarak Hakk’a laf söyletmeyecek.
Zaten böyle yaparsa ortada ne iman kalır ne güzel amel. İşte Hakk’ı tavsiye
etmeyi de bir insanlık ve iman vazifesi olarak beyan ediyor bu surede Hazret-i
Allah (CC).
SABRI
TAVSİYE ETMEK
Peki
bunları yapmak kolay mıdır? Kim söyledi kolay olduğunu! Sahi aklıma gelmişken,
dünyada kolay diyebileceğiniz ne vardır? Bir lokma ekmeği ağzınızda öğütüp
sindirebilmek için binlerce hatta milyonlarca sistem devreye girmektedir. Daha
o bir lokma ekmeğin kazanılmasına, onun için emek harcanmasına hiç girmiyorum.
Gülmek bile gülmek... İnsan tebessüm ettiğinde 17 kas harekete geçiyormuş
yüzünde. Aslında hiçbir şey kolay değildir. Çoğu zaman biz kolay ve zor
dediğimiz şeyleri hoşumuza giden ve gitmeyenler olarak tercih ederiz ve
aldığımız zevk ile faydalarından dolayı zorluğunu hissetmeyiz.
Ama
burada vurgulanan; farkında olarak yaşamaktır. Ve hatta yaşatmaktır. Bu ise
ancak sabırla mümkündür. Çünkü her ne olursa olsun bir şeyi fark edebilmek,
beraberinde sabır yoksa netice vermez, hatta bazen hiç farkında olmayanların
uğradıkları ziyan ve hatalardan daha beterini insanın başına getirir.
İşte
surenin son kısmı “Birbirlerine sabrı tavsiye edenler” olarak karşımıza
çıkmaktadır.
CENÂB-I
HAKK YÜZYILLARA YEMİN EDİYOR
Ne kadar
trajik ve bir o kadar da gülünç durumdayız. Bir tarafta zamanın hayatımıza
getirdiği zorluklardan, baskıdan, geçim sıkıntılarından bahsediyoruz. Bunun
yanında günümüzün modern dünyasının ve yeniliklerin dinle bağdaşmadığını, haşa
dinimizin zamanın getirdiği yeniliklere ayak uyduramadığını düşünüyoruz. Ama
öte yandan yaşadığımız hayatın sırrını anlatan, bizi zarar ve ziyandan kurtaran
kitabından Cenâb-ı Hakk yüzyıllara yemin ediyor.
“Bu
zamanda bunlar olur mu?” diye konuşurken Allah Teâla bütün zamanlarda olacak
şeyi bize bildiriyor. Ne kadar acayip değil mi?
Rahmetullahi
aleyh İmam Şafii der ki: “Kur’an-ı Kerim’in hiçbir suresi olmasa tek başına Asr
Suresi bütün Kur’an-ı Kerim’i anlatmaya yeter.”
HER ZAMAN
OKUNMALI
Efendimiz’in
(SAS) Ashâbı, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet okumadan buluşup ayrılmamak için
ayaküstü birbirlerine hatır sorsalar, selamlaşsalar bile hemen Asr Suresi’ni
okuyarak ayrılırlarmış.
Ev
sohbetlerinizde veya çocuklarınızı yatağa yatırdığınızda, arkadaşlarınızla bir
araya gelip bir çay içip kalkarken şu Asr Suresi’ni okumak çok mu zor acaba? ’’

Yorumlar
Yorum Gönder