Ana içeriğe atla

07.08.2019/ Zaman Hakkında Bir Şeyler


Dünkü yazıyı yazdığım noktadan bugüne merhaba. Bundan 8 hafta önce, ben ne yapıyorum bu hayatta, zamanımı niye/ ne için harcıyorum muhakemesine girmiştim, yine. Bu hale girince normalde yaptığımdan farklı şeyler deneyimlemek iyi geliyor zihnime. Bu seferinde de bir arkadaşımda misafir oldum. Sohbeti iyi gelmiştir hep. Evine gittiğimde bana çalışma masasını gösterdi. Çalışma masalarını, kitaplıkları karıştırmaya cidden bayılırımJ Masada yürüttüğü akademik çalışmalara ilişkin okumalar, dini okumalar, yabancı kelime ezberine ilişkin çalışma notları, ve güncel  olarak okuduğu bir kaç kitap vardı. Bana dönüp buna Aktif Çalışma(belki başka bir şeydi adı ama şimdi böyle hatırlıyorum) deniyor dedi. Sonra açıkladı. Bir konuya odaklanıp çalışıyor ondan sıkılınca bambaşka bir alanda çalışmaya geçiyor. Yani hiç boş kalmamış, gün sonunda verimli bir çalışma süreci geçirmiş oluyor. Ona döndüm dedim ki; bu yaptığın şey inşirah suresinde yazıyor; O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.O günden sonra onun bu yaptığını, yani ayetin öğretisini hayatıma uyarladım. O yüzden yazının başında 8 hafta gibi net bir zaman dilimi verebildim. Çünkü o günden beri ben de her hafta kelime, sure ezberliyor düzenli olarak(aralarda istisnai durumlar olsa da) en az 25 dakika kitap okuyorum.


Bu haftanın ezberlenecek suresi Asr Suresi idi. Aslına bakarsanız başladığımdan beri sırasını sabırsızlıkla beklediğim surelerden ilkiydi. Diğerini de umarım zamanı gelince yazarım. Ah zaman! Ayetin başında zamana yemin ediyor Allahü Teala. Ve’l Asr! Asra yemin olsun ki! (Bir başka arkadaşım da, ayetlerde bu üzerine yemin edilen konulara çok dikkat etmek, ayrı bir önem vermek gerek demişti vaktiyle.)  Ayetin devamı en az ilk ayeti kadar vurucu. Bu ayetle ilgili aşağıya Fatih ÇITLAK’ ın bir yazısını bırakacağımdan sadece ilk ayet üzerine kafamdakileri dökeceğim buraya.

Bu ayeti çalışmaya başladığım gün hep kafamı kemiren, beni endişenlendiren bir soruma da cevap buldum galiba. Zamanın elimden fütursuzca akıp gitmesi.Bazı şeylere geç kalmışlık hissi. Bazılarının bazı şeylere erkenden kavuşmuş olmaları hasebiyle onlarla daha çok vakit geçirebilmelerine duyulan imrenme… İşte bunlar kafamda dönerken aklıma Mü’ minûn Suresinin şu ayeti geldi; (Allah inkârcılara) «Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?» diye sorar. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler. Her şey sona erdiğinde hepimizin için geçerli olacak olan bu endişelenecek bir şey de yok aslında. Zaman cidden bir illüzyon. Allah’ ın adaleti ise bu noktada da şaşmamış. Subhanallah. Bu sabah bu cümleleri yazmanın verdiği heyecanla belki bir arkadaşımla konuştuk bu konuları. ( Bu yazıda geçen 3 arkadaş da farklı, acaba isimlerini yazsam mı? Yoksa anonim olarak kalmayı mı yeğlerler? Bilemiyorum.) Eline bir kağıt aldı. Kağıdın bir ucu doğduğun zaman, ortası dünyada geçirdiğin zaman, son noktası ise öldüğün zaman. Doğduğun ve öldüğün zaman yani kâğıdın uçları birleşince tek bir nokta/an oluyor. Ve bunu gösterirken şu ayeti hatırlattı bana; Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. Yani bunlar olmasa ömrümüzü bir kül gibi yaşayacaktık belki de. Yılları, ayları, günleri, saatleri kurcalamadan yaşanan bir hayat. Aslında böyle bir hayat var olacak, belki de çoktan var oldu bile. İçine hapsolduğumuz kapsülden çıktığımızda öğreneceğiz. O zamana kadar; zamanın kıymetini bilmek ve her anını manalı yaşamak istiyorum. Çünkü diyor ki; Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. Bu yazı okuyan kişide bir yere varamamış olabilir. Çünkü bendeki hali bile hala çok karışık. Ama iyi geldi. Aşağıya da yukarıda bir yerlerde bahsettiğim yazıyı bırakıyorum.

‘‘Yaşanan ve yaşanması beklenen bütün zaman dilimlerine yeminle başlar bu sure. Allah Teâlâ elbette boşa yemin etmez, yahut “O (CC)” neye yemin etmişse elbet kullarının dikkatinden kaçmamalıdır. Manasına yoğunlaşmaları ve iyice anlamak için odaklanmaları gerekir.

“Asr”; yüzyıla, insanın yaşadığı dünya hayatına, zamana, ikindi vaktine veya Efendimiz (SAS) ve halifelerinin yaşadığı döneme, yani “Asr-ı Saâdet yüzyılına” işaret etmektedir. Ama en önemlisi “Ve’l asr” yani “Asr’a yemin olsun ki!” ifadesi “Allah Teâlâ ve O’na (CC) iman ile zamanı, hayatı anlamak” vurgusudur. “Peki bu niye bu kadar önemli?” diye düşünürken hemen ardından ayetler sel gibi akıyor. “Muhakkak insanoğlu ziyandadır, kayıptadır.” Daha doğrusu insan denilen varlık zarar ve kaybetme dünyasının içinde sıkışıp kalmıştır. İşte bundan dolayı ne kadar para, pul, mal, mülkü olsa da ziyan etmeme ihtimali yoktur. 
İMAN VE SALİH AMEL
İnsan; kayboluş fâsid dairesinin içinde hayatını sürdürmeye çalışır. Evet, surenin başındaki yeminle dikkat çekilmiş, insanın acı haberiyle, bu dikkat yerini endişe ve meraka bırakmıştır artık. Fakat ayetler sel gibi akarken bizi kurtuluşun sahiline doğru yaklaştırmaktadır.
Çünkü sure şöyle devam eder: “Ancak iman edenler, güzel, salih amel işleyenler, birbirlerine Hakk’ı ve sabrı tavsiye edenler bu zarardan kurtulmuşlardır.” Bu vasıfları taşıyan insan fâsid daireden kendisini kurtarmıştır.
İman edenler ve salih ameller işleyenler... Bunları birbirinden ayrı düşünmek gafletle hatayı beraberinde getirir; çünkü bu surede “Şunlardan birisini yaparsanız kurtulursunuz.” düşüncesi verilmemektedir. Komplike bir anlayışla ve hareketle insanın kurtuluşuna dikkat çekilmektedir. Buna göre suredeki ayetleri şöyle anlayabiliriz.
İman, muhakkak beraberinde insanı ve toplumu bozmayacak ve gene insan ile Rabb’i arasındaki manevi irtibatı örselemeyecek davranış ve ahlak ister. Salih amellerin hepsi bu çerçeve içerisinde izâh edilebilir. Fakat bu yetmez, insan tek başına bir varlık değildir ki...
Bir kişinin imanına ve ahlakına, hatta imansızlık ve ahlaksızlığına sadece kendisi şahit olmaz ki. Etrafındakiler de bunu görür, hiçbiri görmese de bu dünya sahnesinde insanlığını göstermek mecburiyeti vardır. Çünkü dünya sahnesi bunun için kuruldu. Bizler bu hayatta yaşadıklarımızla haşa Allah Teâlâ’nın bizim hakkımızdaki bilgisini artırmıyoruz ki.
İNSAN HAKPEREST OLMALI
Cenâb-ı Hakk kendi bilgisini kontrol etmek için bizi bu dünyaya göndermedi. Bizim ne yapıp ne yapmayacağımızı ve nasıl bir varlık olduğumuzu biz kendimiz anlayalım, idrak edelim diye gönderdi. O halde insanın yaşadığı dünyada “Hakperest” olması lazımdır.
Hakk’ı tavsiye edecek, Hakk’ı konuşacak, Hakk’ı tutacak, haklıyı savunacak, Hakk kâim ve dâim olsun diye gerekirse kendi nefsâni haklarından geçecek. Bana göre, sana göre çekişmelerine girmeyecek. Hakk’tan taraf olacak ama hukuka uygun şekilde yerini, savunmasını, işlerini velhasıl her şeyini düzenleyecek.
Hakk adına haksızlık yapmayacak, Hakk’ın ismini kullanarak Hakk’a laf söyletmeyecek. Zaten böyle yaparsa ortada ne iman kalır ne güzel amel. İşte Hakk’ı tavsiye etmeyi de bir insanlık ve iman vazifesi olarak beyan ediyor bu surede Hazret-i Allah (CC).
SABRI TAVSİYE ETMEK
Peki bunları yapmak kolay mıdır? Kim söyledi kolay olduğunu! Sahi aklıma gelmişken, dünyada kolay diyebileceğiniz ne vardır? Bir lokma ekmeği ağzınızda öğütüp sindirebilmek için binlerce hatta milyonlarca sistem devreye girmektedir. Daha o bir lokma ekmeğin kazanılmasına, onun için emek harcanmasına hiç girmiyorum. Gülmek bile gülmek... İnsan tebessüm ettiğinde 17 kas harekete geçiyormuş yüzünde. Aslında hiçbir şey kolay değildir. Çoğu zaman biz kolay ve zor dediğimiz şeyleri hoşumuza giden ve gitmeyenler olarak tercih ederiz ve aldığımız zevk ile faydalarından dolayı zorluğunu hissetmeyiz.
Ama burada vurgulanan; farkında olarak yaşamaktır. Ve hatta yaşatmaktır. Bu ise ancak sabırla mümkündür. Çünkü her ne olursa olsun bir şeyi fark edebilmek, beraberinde sabır yoksa netice vermez, hatta bazen hiç farkında olmayanların uğradıkları ziyan ve hatalardan daha beterini insanın başına getirir.
İşte surenin son kısmı “Birbirlerine sabrı tavsiye edenler” olarak karşımıza çıkmaktadır.
CENÂB-I HAKK YÜZYILLARA YEMİN EDİYOR
Ne kadar trajik ve bir o kadar da gülünç durumdayız. Bir tarafta zamanın hayatımıza getirdiği zorluklardan, baskıdan, geçim sıkıntılarından bahsediyoruz. Bunun yanında günümüzün modern dünyasının ve yeniliklerin dinle bağdaşmadığını, haşa dinimizin zamanın getirdiği yeniliklere ayak uyduramadığını düşünüyoruz. Ama öte yandan yaşadığımız hayatın sırrını anlatan, bizi zarar ve ziyandan kurtaran kitabından Cenâb-ı Hakk yüzyıllara yemin ediyor.
“Bu zamanda bunlar olur mu?” diye konuşurken Allah Teâla bütün zamanlarda olacak şeyi bize bildiriyor. Ne kadar acayip değil mi?
Rahmetullahi aleyh İmam Şafii der ki: “Kur’an-ı Kerim’in hiçbir suresi olmasa tek başına Asr Suresi bütün Kur’an-ı Kerim’i anlatmaya yeter.”
HER ZAMAN OKUNMALI
Efendimiz’in (SAS) Ashâbı, Kur’an-ı Kerim’den bir ayet okumadan buluşup ayrılmamak için ayaküstü birbirlerine hatır sorsalar, selamlaşsalar bile hemen Asr Suresi’ni okuyarak ayrılırlarmış.
Ev sohbetlerinizde veya çocuklarınızı yatağa yatırdığınızda, arkadaşlarınızla bir araya gelip bir çay içip kalkarken şu Asr Suresi’ni okumak çok mu zor acaba? ’’

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

An*sız..

       Bazen de kapılıp gidiyor işte insan. Çünkü kapılmak istiyor deli gibi. Sınırlarını yıkmak istiyor. Arşı aşacakken güya dünyadaki küçük bir çitin üzerinden atlamak istiyor. İstiyor çünkü o çit dünyadaki çoğu insan için arş gibi bir şey. Bir kere de dünyadaki birileri için önemli olmak istiyor.    Baktığımız aynı belki ama gördüklerimiz o kadar farklı ki.. Bu yüzden apayrı hayatlar olmuyor muyuz? Ademle Havva’ dan gelmişken bu yüzden bu kadar ayrı düşmüyor muyuz? Neden ayrıldık ki biz? O ilk ayrılık olmasaydı? O ilk nefse mağlup oluş hiç yaşanmasaydı… Yine insan olamaz mıydık biz? Sanırım olamazdık.. Bu irade özgürlüğü denen şey var ya.. İyi kötü arasında her gün sayısını söyleyemeyeceğim kadar olan savaş var ya.. İşte bizi Biz yapan tam da bu savaş galiba. Ben bugün neden kapılmak istiyorum Allah’ ım neden? Neden asma köprü üzerine kurduğum dengemi sarsmaya meylediyorum. Dengemi bozmayınız diye bas bas bağırırken neden köprünün iplerini kend...

08.11.2018 imiş..

        08.11.2018’ ten yazıyorum. Arka fonda YouTube’ da bir şeyler çalıyor. Pencerenin ardından ezan sesleri geliyor. Saat 1 e gelmek üzere. Ben… Ben yorgunum sanırım.. Çok yorgunum. Hep şey diyorum ya; yolda olmak da güzel bazen, sadece varmak değil mühim olan. Yok hayır ben bazı yolları sevmiyorum, hiç sevemiyorum. Direk varsam olmuyor mu? Neden yolda olmak zorundayım ki? Başka bir varış formülü yok mu istediğimiz sonlara… Ya da acaba ben biraz daha yolla hemhal mi olsam mesela? Yolda olmaktan korkmasam.Kendi kendime yarattığım çelişkileri bir kabullensem ya da yaratmasam hiç onları; fırsat vermesem ben kendime. Neden, niçin diye sorgulamasam mesela. Mesela olanı lafta değil de gerçekten kabul etsem. Olmayana da aynı şekilde razı olsam…

09.11.2018- Kesin tarih..

       09.11.2018’ ten bildirmekteyim. Dün ile bugün arasında bir 24 saatten çok daha fazla zaman farkı olabiliyor bazen. İyi ki de oluyor bu fark. Dünkü benden hiç memnun değildim ben mesela. Ama şimdi diyorum ki; bugünkü ben diyor bunu yani: değişiyor... Dünyada her şeyin hatta bence yaratılmış her şeyin müthiş bir değişme kabiliyeti var. Ama(yine bence* tabii) en zor kendi kendine ket vuran insanın hislerinin ve düşüncelerin değişmesi. Esasında akışta kalıp bir şeylerin gelmesine ve gitmesine izin verebilsek; bu değişme hallerinin önünde kendi kendimizin bir bariyeri olmasak, her şey belki de daha kolay ve daha basit olacak. Ve aslında cidden bu böyle... Kolay ve basit! Aksi mümkün değil çünkü insan denen varlık dışında evrendeki her şey mükemmel bir düzen içinde işliyor, geliyor, geçiyor görmüyor musun? Bir tek biz insanlar bir yerlerde takılıyoruz, kalıyoruz; bir yerlerden geçmek istemezken bazen bir yerlere gelmek istemiyoruz. Bazen de ne bileyim… Onu bi...