Dün uykumda bile bir
şeyler yazıyordum. Aslında tam olarak uykuda değildim Uyku ile uyanıklık
arasında bir yerde. Neler yazıyordum acaba hiç hatırlamıyorum. Ama sürekli
yazıyordum. Yazacaklarımı mı düşüyordum yoksa? Şuan emin değilim Ama ben bir
şey anlatmak istiyorum bundan eminim. Peki; ben ne anlatayım? Anlatacağım şeyi
nasıl bulayım? Onu bilmiyorum… Onu bulmak için de her gün en az 500 kelime
yazmaya karar verdim. Evet bunu yapacağım; Mustafa KUTLU’ nun Huzursuz
Bacağındaki gibi olacak her şey. Ben bunu yapacağım… Bir şey yazacağım ve
yazdığım şeyi gidip denize atacağım. Denize atış biçimim onun bahsettiğinden
farklı(belki de aynı) olacak ama yapacağım… Yaptığımda bacağımın huzursuzluğu
tık diye kesilecek benim de.. Sonrası dinginlik, sonrası huzur… Ta ki başka bir
huzursuzluk bulana kadar.
Bazen de kapılıp gidiyor işte insan. Çünkü kapılmak istiyor deli gibi. Sınırlarını yıkmak istiyor. Arşı aşacakken güya dünyadaki küçük bir çitin üzerinden atlamak istiyor. İstiyor çünkü o çit dünyadaki çoğu insan için arş gibi bir şey. Bir kere de dünyadaki birileri için önemli olmak istiyor. Baktığımız aynı belki ama gördüklerimiz o kadar farklı ki.. Bu yüzden apayrı hayatlar olmuyor muyuz? Ademle Havva’ dan gelmişken bu yüzden bu kadar ayrı düşmüyor muyuz? Neden ayrıldık ki biz? O ilk ayrılık olmasaydı? O ilk nefse mağlup oluş hiç yaşanmasaydı… Yine insan olamaz mıydık biz? Sanırım olamazdık.. Bu irade özgürlüğü denen şey var ya.. İyi kötü arasında her gün sayısını söyleyemeyeceğim kadar olan savaş var ya.. İşte bizi Biz yapan tam da bu savaş galiba. Ben bugün neden kapılmak istiyorum Allah’ ım neden? Neden asma köprü üzerine kurduğum dengemi sarsmaya meylediyorum. Dengemi bozmayınız diye bas bas bağırırken neden köprünün iplerini kend...

Yorumlar
Yorum Gönder