Ahhh biliyorum.. O kadar
iyi biliyorum ki… İrademden korkuyorum sadece; hayatımın sorumluluğunu
almaktan. Ben kaderi bu yüzden seviyorum belki de.. Sonuçları kendim dışında
bir şeyde bulmak hoşuma gidiyor. Yarattığım Ütopya bu yüzden çok keyifli. Olana
da razı oluyorsun olmayana da. Peki şimdi kendime bir soru sormak istiyorum tam
bu noktada. Ben, bana yazılanı oynayacaksam eğer; ben niye yaratıldım ki? Bunu
bir düşün kendim! Senin yerine zaten yazılana uymak için yaratılmış bir melek, bir
karınca, bir ağaç, bir taş var zaten. Her gün verilen görevleri tamamlayıp
çekiliyorlar(ya da her an görev üzerineler) kenara. Peki senin karıncadan
farkın ne? Eğer bir farkın olmadığını düşünüyorsan bu sorgulama neden?
Çelişiyorsun yine kendinle. Sıkça yaptığın gibi sevgili kendim.
Bak çok sevgili kendim!
Artık oyunu nasıl oynayacağına karar ver. Yanlış oynuyorsun çünkü. O yüzden ne
kazanıyorsun ne kaybediyordun. A bak belki de sen oyunda bile değilsin!? Çünkü
kayıp sandığın şeyler gerçek kayıplar değil tıpkı kazanç zannettiklerin gibi…
Şimdi bu an, bugün, bu tarih sana bir milat olsun. Milat olması için somut
hiçbir şey beklemeye gerek yok. İçindeki hisler yeter artar bile. Şimdi ne
yapacaksın biliyor musun? Geleceğin her anını zihninde tasarlamayı derhal
keseceksin. Kalıplara sokmayacaksın geleceğini. Geçmiş hakkında ne yapman
gerektiğini henüz bilmiyorum. Öğrenince günceller, yazarım buraya bir şeyler.
Ve bu an’ a gelince. Tam bu anda yalnızca bi kuralımız var. Tek bir kural. Çok
basit; an ne gerektiriyorsa onu yap.
Yazıyı baştan sona okudum
şimdi. Ve ne kadar çelişkilerle dolu olduğumu fark ettim. Ve bir şey daha fark
ettim. Yazarken susuyorum. İnanılmaz değil mi? Zihnimdeki tüm sesler susuyor.
Az önce hayalini kurduğum dinginlik gelmiş, ben içindeymişim zaten. Ne güzel
değil mi? Şu dinginliği biraz daha koklayayım bakayım. Okşayıp avuçlarıma
hapsedeyim. Sonuçta 500 kelimeye çok yaklaştık. Yarına yetecek kadar huzur
depolayayım biraz. Teşekkürler yazmak. Memnun oldum seninle tanıştığıma hem de
çok.

Yorumlar
Yorum Gönder